Bayülgen’den Recep İvedik‘e Gerizekalı

Ünlü sunucu ve şovmen Okan Bayülgen, Recep İvedik’le ilgili yorumlarına devam ediyor.
Okan Bayülgen Zorlu Center PSM’de ‘Şehir Sahnesi’ etkinlikleri kapsamında hayranlarıyla buluştu. Etkinliğe katılanlarını sorularını yanıtlayan Bayülgen medyadan özel hayatına, tiyatrodan sinemaya çeşitli konularda açıklamalar yaptı.
RECEP İVEDİK’E GERİZEKALI GÖNDERMESİ
Bayülgen, kendisine “Şahan Gökbakar’ın ‘Recep İvedik’ serisinden daha doğrusu ‘ayı adam’ formatından çıkıp keyif verici şeyler yapmalı” dediğinin hatırlatılması üzerine gerizekalı göndermesinde bulundu:
“Ben programımda böyle filmlerle ilgili beyanlarda bulunuyorum ama röportajımda kimseden söz etmek istemem. Umurumda değil! Ama programımda sinemacılar geliyor, insanların yönelimleri konuşuluyor. Tabii ki orada her ürünü doğru şekilde ele almalıyız. Bu projeyi de konuşmak zorundayız. ‘Celal ile Ceren’i izlemedim ama diğer seriden düşündüğümüzde genç grup için güzel bir tercih oluyor. Herkesin asgaride birleşeceği bir şey oluyor, o kadar da gerizekalı oluyor! Herkesin asgari müşterekte birleştiği şey en gerizekalı şeydir.”
“HEPİMİZİN AMACI PARA KAZANMAK”
Televizyona çıkıp da “Ben size hizmet yapıyorum” diyen yalancıdır! Amacımız programları yapıp para kazanmak. Sabah programında kayısı yiyen sizin sağlığınızı düşünmüyor.
“TV BİR APTALLIKTIR”
Televizyonu kapatıp radyodan bir şeyler dinlerseniz öğreniyorsunuz. Ben eğitici program yapmıyorum. TV ve işitsel şey en aptalça şey. Profosöre de normal bir insana da aynı konuda yayını yapyor. TV’ciler davetsiz girer eve, diğer her şey için bilet alırsınız, o yüzden çok mühim insanlar değiller. Mesut Yar da sistemi değiştiremeyecek. TV bir aptallıktır, her şey TV’nin dışındadır. Kendimizi geliştirecek şey yaptığımız eserler olabilir, bir şarkı da yaparsan olur bu. Kendinizi gerçekleştireceğiniz şeyler TV izlerken olmayacaktır. Ama TV’de haberciliği önemsiyorum. O konuda değerli kişiler var.
“UYUŞTURUCU KULLANMIYORUM”
TV’ye çıkan her şeyden, herkesten etkileniyoruz. Birilerini etkilemek normal ama bu etkinin kötü bir şey olmamasına çalışırım. Hani ben birilerinin gözünde Gezi döneğiyim ya birilerinin gözünde, orada da etkimi sınırlamaya çalıştım daha doğrusu kışkırtma amacına girmedim. Hani beni orada da daha çok sevsinler, daha çok tweet atsınlar diye kışkırtma tribine girmedim. Burada tabi sorumluluğunuz var TV’ye çıkan herkes gibi. Mesela ben uyuşturucu kullanamıyorum. Herkes kullanıyor. Sigara içiyorum, ona da laf ediyorlar. Kullanamıyorum, herkes kullanıyor ben kullanamıyorum, ona da laf ediyorlar. Şarkıcı olsan kullanırsın. Ama TV’de kullanırsan eyvah adamlar geldi. Onun için kendime mukayyet olmak zorundayım. Sonuçta TV’ye, çocuklar da bakıyor, herkes bakıyor, bütün dünyada da böyledir! Çok ilginç bir tip değilim, herhangi bir sapıklığım yok! Uyuşturucu kullanamıyorum. Herkes kullanıyor. Sigara içiyorum, ona da laf ediyorlar. Televizyonda olduğum için kendime mukayyet olmak zorundayım. Sonuçta TV’ye çocuklar da bakıyor, herkes bakıyor. Çocukları TV karşısında bırakmamak lazım, çok tehlikeli.
“BİR DİZİ MANYAKLIĞI SÖZ KONUSU”
Dizileri hiç sevmiyorum. Dizilerden söz açılınca çıldırıyorum. Bir tek ‘Seksenler’ dizisini izliyorum. Akşamüstleri bazen denk geliyorum, bayılıyorum. Çok iyi yazarlık ve oyunculuk… Benim programın geç saatte yayınlanıyor çünkü saat 21.00-22.00 civarı her yerde diziler var. Bir dizi manyaklığı söz konusu! Herkesin dizisi var. Bir de ‘Kurt Seyit’te dinlediğim müzi Çaykovski’den” diye bilgili, görgülü değerlendirmeler olmuyor mu! ‘Muhteşem Yüzyıl’ı izleyince millet politikleşiyor! ‘Cumhurbaşkanı kim olacak?’ filan. Orada bir kavga çıkıyor, siyasette holiganca yapıldığı için biz o saatlerde life style programlar yapıyoruz.
Normal insandan sanatçı olmuyor. Sanat konusunda üreten insanlar, aykırı insanlardır. “Bütün sanatçılar ahlaksızdır” derken, sanatçıysan sistemin dayattığını ahlak anlayışı reddedersin. Ve bu konularda sorular soranlar ve bunu yapanlar gece gezer, kendi ahlak anlayışına göre yaşar. En iyi fotoğrafı, en iyi oyunculuğu, “Bak ne ahlaksız kişi” dedikleri çeker, yapar.
Kişisel gelişimle ilgili yapılan işleri samimi bulmuyorum, ticari buluyorum. Kişisel gelişim kitabı yazanlar çıkarcılar. Bu trend Amerikadan başladı. Ne yemek lazım falan… Çıkarcılar… Kişisel gelişim, ne geliştik len? Bir Balzac, Tolstoy oku o zaman gör!
“TİYATRODA PARA YOK”
Tiyatroda para yok! Çok üzülüyor tiyatrocular, çok sadomazoşist. Bunu biraz şımarıklık olarak görüyorum. Biri Danimarka kralı oluyor, biri hayalet, otoparkın girişine ‘Hamlet’ diye afiş asıyoruz ve sonra “Tiyatroya kimse gelmiyor” diyoruz. Aslında işi William Shakespeare yapmış. ‘Hamlet’i oynayıp hava atıyorlar. Sonra da röportajlarında bunu anlatıyorlar. Bu delilik… Peki niye bu kadar ağlıyorsunuz? Oyuncular ağlıyor. Bende devlet konservatuarını bitirdim ama hiç böyle değildim. Shakespeare bunları görse acısından ağlardı.
Okuldan bazı arkadaşlarım “Sen mesleğe ihanet ettin” diyor. Zeliha Berksoy bir kere bana “Niye bu işi yapıyorsun?” demedi.. Onu da yaparsın, bunu da… Dar kafa düşüncesiyle bir şey yapamazsın. Ben Devlet Tiyatrosu’nda da çalıştım, sinemada da, show programlarında da… Tiyatro yapan arkadaşların bazıları “Shakespeare’a hizmet ediyoruz” diyor… Böyle birşey yok! Ayrıca tiyatro bayrağını ben dalgalandırmıyorum. Tiyatroculardan bazılarını beğeniyorum, hiç ummadığım çok eğlendiriyor. ‘Macbeth’ modern yorumla da yapılabilir… Bir adam üzerine çarşaf attı diye kral oldum sanıyor, biz bunu yedik mi?

Çankaya lolita eskort

Selamlar ben Çankaya Ankara’dan yeni aranıza katılıyorum genç ve güzel seksi bir bayan escortum sizlere birlikte güzel bir gece geçirmek ve sizleri zevklerden duvarlara tırmanacak hallere getirmeyi seven bir bayanım, sizlerde benimle güzel bir anınızın gerçeğe dönüştürülmesini ve benimle zevkin doruklarına ulaşılmasını istiyorsanız bana danışabilirsiniz. Ben henüz 23 yaşında 1.70 boyunda, 54 kilodayım genç ve bakımlı, son derece temizlik ve hijyene önem veren bir Üniversite mezunu bayanım. Ankara çankaya’da ikamet ediyorum
Görüşmelerimi çankaya’da bulunan kendime ait lüks ve konförlu son derece kendinizi adeta kendi evinizdeymiş gibi rahat bulabileceğiniz kapasitede evim bulunmaktadır. sizleri orada misafir etmek benim için büyük bir mutluluk olduğunu unutmayın.
Bütün ilçelerde Çankaya balgat cebeci gibi benzeri hotellerde görüşmelerimi aralıksız bir şekilde sürdürmekteyim.

Galatasaray taraftarları floryayı bastı

Taraftar Florya’yı bastı!
Galatasaray taraftarları farklı mağlubyetin ardından Florya Metin Oktay Tesisleri’ni bastı

En büyük tepki Mancini ve Bülent Tulun'a...

Galatasaray taraftarı, 4-0 sona eren Kasımpaşa maçı sonrasında Florya’da toplanmaya başladı. 100′ü aşkın taraftar Florya Metin Oktay Tesisleri önüne geldi.

FLORYA’YA ÇEVİK KUVVET TALEBİ
Galatasaray Kulübü ise protesto olacağının bilgisini aldıktan sonra olası olayların önüne geçmek için Florya Metin Oktay Tesisleri’ne takviye emniyet ve çevik kuvvet görevlisi talep etti.

EN BÜYÜK TEPKİ MANCİNİ VE TULUN’A
Galatasaray taraftarları başta Bülent Tulun ve Roberto Mancini olmak üzere Sarı-Kırmızılı futbolculara da tepki gösterdi.

Taraftarlar, “Yönetim istifa, Mancini istifa ve en büyük taraftar futbolcular sahtekar” diye bağırdı. Bir grup taraftar ise tesislerin kapısına kadar dayanıp içeri girmeye çalıştı.

Florya’ya taraftar protestoları sürerken, 3 ekip arabası ve 3 çevik kuvvet minibüsü takviye geldi.

Sarı-kırmızılı taraftarlar, güvenlik kulübesinin camlarını kırdı.

Anahtar Kelimeler
galatasaray, taraftar, Florya Metin Oktay Tesisleri

Atlı merasim birliği

ÇANKAYA Köşkü’ne gelecek olan yabancı devlet adamlarını bundan böyle muhafız alayının atlı askerleri karşılayacak…
Geçen gün yapılan ilk uygulamada acemilikler ve şanssızlıklar birarada yaşandı ve atlı birliğin görüntüsü gazetelerde de bir hayli eleştirildi…
Estetikten uzak uçuk mavi üniformaların ve beyaz kaskların hoş bir görüntü vermediği görüşüne sonuna kadar katılıyorum ama karşılamada süvarilerin görev almasının bence daha önemli bir tarafı var:
Türkler’in eski asırlardan gelen at merakının hatırlanarak protokolde uygulamaya konmuş olması sadece bir başlangıçtır, doğru yolda atılmış bir adımdır ve günün birinde herhalde bu işin gerisi de gelecektir…
Karşılama törenlerinde görev alan askere geleneksel giysiler giydirilmesini yani tören birliklerinin yeniçeri, levend ve benzeri kıyafetler içerisinde olmalarını kastediyorum…

TANTANALI ÜNİFORMALAR
Daha önceleri defalarca yazdım ve söyledim: Tarihi yüzyılların gerisine giden Türk Devleti, binlerce senelik geçmişini memlekete gelen yabancılara en azından protokol törenlerinde hissettirmek zorundadır. Bu geçmişi aksettirecek görüntü amatörce dizayn edilmiş firuze renkli ve ibrişim ilikli üniformalar içerisindeki beyaz kasklı askerler değil, eski devirlerin tantanalı giysileridir!
Geleneklerine düşkün yabancı memleketlerdeki karşılama merasimlerini düşünün… İngiltere, İspanya, İsveç, Norveç ve Danimarka devletlerinin protokol törenlerinde asırlar öncesinin üniformalarını giymiş askerlerin yeralmalarını bir tarafa bırakalım… Zira bu memleketler gerçi modern demokrasi olmuşlardır ama devlet biçimleri resmen anayasal monarşi, yani krallıktır ve tarihî kostümlerin krallıklarda hâlâ kullanılması da normaldir.
Dolayısı ile Avrupa’daki cumhuriyetleri, meselâ Fransa’yı, İtalya’yı, Bulgaristan’ı ve hattâ Yunanistan’ı hatırlayın…
Protokol birlikleri, tarihleri ile ilgili olarak hiçbir kompleks hissetmeyen bu devletlerde geleneksel üniformalar içerisindedir ve sadece karşılama törenlerinde değil, nöbet tuttukları önemli yerlerde de aynı tarihî elbiseleri giyerler. Paris’teki cumhurbaşkanlığı sarayı Elysee’nin, başbakanlık binası Hotel Matignon’un, senatonun, meclisin ve adalet sarayının önünde Napolyon devrinin üniformaları içerisindeki miğferli ve kılıçlı muhafızlar nöbet tutarlar. İtalyan cumhurbaşkanlığı sarayı olan Roma’daki Quirinale’nin muhafızlarının üzerinde, geçmişi tâââ 14. asra uzanan ve Savoy Prensliği’ne mahsus olan “Corazzieri” yani “Haçlı” üniforması vardır. Bulgarlar’ın protokol birliklerinde Osmanlı’ya karşı mücadele etmiş olan ve bizim “çeteci” dediğimiz ayrılıkçıların üniformaları vardır. Kremlin’deki Rus tören birliği de aynı şekilde Çarlık döneminin, 18. yüzyılın üniformalarını kullanırlar.
Ve, Yunanistan’daki “efzun”lar; yani Atina’da Meçhul Asker Anıtı’nın, meclisin ve başkanlık sarayının önünde nöbet bekleyen eteklikli ve ponponlu ayakkabılı Yunan merasim birliği… Yunanistan’ın hem tarihini aksettirir, hem de Perikles Anıtı’nın önünde yaptıkları nöbet değişimlerine bir “bale” havası verirler…

16 DEVLET VAR, BİRİNİ SEÇİN!
Çankaya Köşkü’ndeki karşılama törenlerinde ilk defa geçen gün görev alan atlı birliğin ileride yeniçerilere, levendlere ve hattâ mehtere dönüşmesi, gelen yabancıya geçmişimizi tam olarak hissettirecek en doğru uygulama olacaktır ve merasim birliklerinin böyle tarihî giysilere bürünmesi Türkiye’nin görüntüsüne zarar değil, aksine fayda verir ve tanıtım alanında da büyük bir fırsat getirir…
Yeniçeriyi ve mehteri çok “Osmanlı” bulup malûm ama gereksiz endişelere mi kapılıyorsunuz? Cumhurbaşkanlığı forsundaki geçmişte hüküm sürmüş tam on altı adet Türk Devleti var; birinin sembollerini ve giysilerini seçip kullanırsınız, olur, biter…

Tribün desteği

SEZON açılışında gündemdeydi e-bilet uygulaması.
Elektronik bilet uygulamasına geçilecek, tribünde kim nerede oturuyor kesinlikle belli olacak, kimse aldığı bileti başkasına veremeyecekti.
Gezi olaylarından yeni çıkmıştık ama siyasete yönelik tribün tepkisi devam ediyordu ve iktidarın en büyük korkusu, sezon boyunca tribünlerde protesto edilmekti.
Fenerbahçe ile zaten şike davası yüzünden sorunlar vardı, Gezi sırasında Çarşı en aktif gruptu. Galatasaray’da taraftar grupları hükümet karşıtı bir eyleme karışmamış bile olsa Galatasaray camiasının da Ali Sami Yen’in açılışından kalan bir “sabıkası” vardı iktidarın gözünde.
Bu yüzden de tribünlerde ne olup bittiği önemliydi.
Gerçekten de ilk haftalarda tribünlerde hükümete yönelik protestolar oldu, ama sonra tavsadı.
Ancak e-bilet meselesi kafalarda kaldı.
Bu konuda kesin kararlılık olduğu halde sezon başına yetişemedi e-bilet.
Her işimizde olduğu gibi ortadan giriyoruz bu meseleye.
Sezonun bitmesine birkaç hafta kala birdenbire Passolig uygulamasına geçiliyor.
Passolig dedikleri, aslında bilet değil.
Tribüne girme hakkı belgesi.
Passolig’in yoksa bilet de alamayacaksın.
Kimin parlak zekâsından çıktıysa bu uygulama olacak şey değil. Dünyada örneği yok.
Elbette tribün terörüne karşı önlem almak gerekir, ama bunun yöntemi bu değil.
Devletten “temiz belgesi” alarak maça gidilmez, maça gitmek için fişleme yapılmaz.
“Demokrasilerde” böyle bir uygulama olamaz.
Bu iş, kulüplerin işidir.
Kulüpler tribünlerde kontrolü ve güvenliği sağlamak için belirli standartları sağlamakla yükümlü kılınabilir.
Tribünleri gözlemek, taraftarların tribünlere nasıl girip çıkacağını belirlemek ve olay halinde kimin nerede oturduğunu bilmek devletin işi değil kulüplerin işidir.
Bu görevi kulüplere verirsin.
Kulüp yapar.
Bir olay halinde de devlet bunu kulüpten sorar, ister.
Düşünün, yüz binlerce lira verip 10-15 koltuklu bir loca almışsınız. Bazen bir dostunuzu, bazen bir müşterinizi, bazen bir iş ortağınızı maça davet etmek istiyorsunuz.
Yapamayacaksınız.
On binlerce lira verip kombine bilet almışsınız, gidemeyeceğiniz bir maçta bileti eşinize, çocuğunuza, bir arkadaşınıza verip onun hoşça vakit geçirmesini sağlayacaksınız.
Bunu da yapamazsınız.
Passolig bunun önünde engel.
Holiganizmin doğum yeri İngiltere’de bile böyle bir uygulama yok.
Ama zaten burada maksat, futbol terörünü engellemek değil.
Burada yapılmak istenen, Twitter’da yapılmak istenenle aynı.
Takip etmek, korkutmak, kontrol altında tutmak.
Bu işe en başta Federasyon, sonra kulüpler karşı çıkmalı.
Böyle bir rezalet olamaz.
Ama kimse ses çıkarmazsa Passolig diye başlayacak bu “takipçi” uygulama, her yere sirayet eder.
Yarın öbür gün sokağa çıkmak için bile “Passo” almak zorunda kalabiliriz.

Gül, parti kuracak mı?

KULİSLERDE neler konuşuluyor bir bilseniz.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bir kez daha Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilmeyeceğinin, en azından AK Parti’nin Cumhurbaşkanı adayının Abdullah Gül olmayacağının hemen hemen kesinleşmesinin ardından, ki ben bunu çok önceden söylemiştim, dedikodu kazanı kaynamaya başladı.
Gül’ün dünkü açıklamaları ise kazanın altına bol kalorili yakıt oldu.
Cumhurbaşkanı, “Bugünkü şartlar çerçevesinde benim gelecekle ilgili bir siyaset planımın olmadığının bilinmesini isterim” dedi ya, burada farklı anlam bulan çok oldu.
Bu sözlerden çıkarılan en yaygın anlam şu:
“Artık AK Parti ile işim bitti. Bu parti beni istemiyorsa ben de o partiyi istemem. Mevcut partilerden hiçbiriyle de beraber olmam mümkün değil.”
Bu cümleyi daha da açanlar şu sonuca ulaşıyorlar:
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Abdullah Gül, AK Parti’ye dönme konusunda umutsuz. Erdoğan’ın buna izin vermeyeceğini, en azından Gül’ün istediği düzeyde bir görevle dönüş olmayacağını Cumhurbaşkanı görüyor. Parti içinde onu seven, onu isteyenler var ama Başbakan istemiyor.
Peki bu durumda ne olacak?
Dedikodu kazanı burada şöyle kaynıyor:
“Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra yeni bir siyasi hareket başlatacak. AK Parti içinden bazı isimler buraya katılacak. En az 20, hatta daha fazla milletvekili burada yer alacak. Parti içinde küskün, kırgın ve kızgın olanlar da gelirse bu sayı daha da artabilir.
Böylelikle Numan Kurtulmuş’un AK Parti’ye katılmasıyla kalmayan sağ alternatif yeniden oluşturulmuş olacak. Muhafazakâr hassasiyetleri olan ama demokrat ve özgürlükçü bir parti ortaya çıkacak. Bu parti, AK Parti’nin bir sonraki seçimlerde 1. parti olmasını engelleyebilir. Bunu başaramazsa bile tek başına iktidar olmasını kesinlikle engeller.”
Böyle bir fikir gerçekten var mı bilmiyorum.
Ancak sağ siyasete nefes aldıracak bir “dileksel düşünce” olduğunu zannediyorum.

Kılıç: Aklımdan böyle bir şey geçmedi

CUMHURBAŞKANI adaylığı için son haftalarda Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın adı sıkça geçiyor, bol bol telaffuz ediliyor.
Geçmişte örneği de olduğu için hiç kimse “Nereden çıktı?” demiyor.
Ben de meraklı bir adam olarak bunu doğrudan Anayasa Mahkemesi’nin saygıdeğer başkanına sordum.
Aldığım yanıt aynen şöyle:
“Evet Fatih Bey, ben de duyuyorum. Benim de kulağıma geliyor. Benim adım da Cumhurbaşkanlığı adaylığı için bazılarınca seslendiriliyor. Ama emin olun ki benim aklımdan asla böyle bir düşünce geçmedi.
Hiçbir adımımı böyle bir düşünceyle atmadım.
Benim şu anda son derece önemli bir görevim var.
Ben, rahmetli Turgut Özal tarafından buraya atandığım günden bu yana Türkiye’de her türlü vesayetin kaldırılması için uğraş verdim.
Demokrasinin güçlenmesi, özgürlüklerin ilerlemesi için çalıştım ve görevim sona erinceye kadar da bunun için çalışacağım.
Burada arkadaşlarımla yaptığımız görev çok önemli ve bu görevi layığıyla yapmaktan başka hiçbir düşüncem yok.”
Haşim
Bey’in bu sözlerini kendisinden izin almadan aktardım.
Kusuruma bakmaz umarım.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Cumhurbaşkanı adayının finansmanı konusuna kafa yorduğumuz zaman.